Musibetleri Müslümanca Okumak ve Müslümanca Endişelenmek

Mayıs 06, 2020

KIYAMET Mİ KOPUYOR?

Kur’an’da kıyamet ve alametleri nasıl, neden, ne şekilde anlatılır?

Kıyametle ilgili detayları tasvir eden ayetler çoğunlukla “Mekki” surelerde geçerler. “Mekki sureler” ise vahyin ilk 13 yılında hicretten önce inen, Mekke müşriklerini imana davet eden sureleri ifade eder. Bu dünyanın son hayat değil; sonlu hayat olduğunu izah ederler. Ahiret inancı, Kur’an genelinde Allah’a imandan sonra en yoğun işlenen konudur. İçerikleri gayr-i müslimleri bu dünyanın sonlu olduğuna ikna etme yönündedir.

Kur’an’da, güneşin dürülmesi, yarılması, yıldızların dökülmesi, denizlerin tutuşturulması, dağların hallaç pamuğu gibi patlatılması, yeryüzünün dümdüz edilmesi hayvanlardan, bitkilere, virüslerden insanlara, tek bir canlının hayatta kalmamasını ifade eden ayetler (bilhassa İnfitar ve Tekvir Surelerinde) makrodan mikroya bizlere evren çapında bir sonu tasvir ediyor. Bu dehşet verici sonun başlangıcı ise ayette: “Sûra üflenir; Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp cansız yere düşer. Sonra ona bir daha üflenir: Bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar!” (Zümer/68)

Ayette sura iki üfürülüşten bahsediliyor; ilki tüm canlıların topyekün ölümünü, dünyanın dümdüz edilişini ifade ediyor. Hadislerde ve bazı ayetlerde işaret edilen “kıyamet alametleri” bu vaktin öncesi hakkında bazı detaylar verse de, C.Hakk bu vakti Kur’an’da bildirmemiştir. Rasulullah (sav) yanına yaklaşıp kıyametin vaktini soranlara “...sorulan sorandan daha bilgili değildir.” (Müslim, İman, 1) buyurmuştur.

 

Kıyamet Vakti Neden Bildirilmiyor?

Cenab-ı Hakk, Kur’an tümünde, mü’minler için bir hikmeti olmayan hiçbir detayı bildirmemiştir. Bu anlatım metodu Kur’an kıssalarında çok belirgindir. Örneğin Yusuf Suresinde, hikayeyi sıradan bir beşeri aşk hikayesine dönüştürme ihtimali olan, Züleyha ile Yusuf (as)’ın kavuşup kavuşmadıkları bilgisi verilmemiştir. Bu teknik, bize gerçekte neyin birincil, neyin ikincil olduğunu öğretirken, “sona” odaklanarak “süreci” ihmal etmenin de önünü keser. Bu minvalde, Kur’an’da kıyamet alametleri ve sura ilk üfürülüş mutlak bir son olarak anlatılır. Bunu önden bilmenin pratikte gerçekten pratikte faydası yoktur. Çünkü insanoğluna “kıyametin kopuşunu engelleme” gibi bir misyon verilmediği gibi, ondan bir kaçış da olmadığı anlatılır. İnsanoğlunun bu mutlak sondaki pasifliğine işaret edilir. Rasulullah (sas)’e soru soran sahabelerden birisine ise “sen onun için ne hazırladın?” diyerek dikkatini dünyadaki “çaba”ya çekmiştir. Bir başka hadisinde ise kıyamet ile ilgili müthiş bir yaklaşım sergilemiştir: “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile bugün elinizdeki fidanı dikin.”(Müslìm, Musâkât 10) Bu hadiste Rasulullah (sav) bir ağaç dikme örneği üzerinden müslümanın dünya görüşünü özetliyor: “Yaptığınız iyiliği görmeye ömrünüz yetmeyecekse bile yapın. Yaptığınız iyilikten kimse faydalanmayacaksa bile yapın. Yaptığınız iyilik bütünün yanında anlamsız derecede küçük kalacaksa bile yapın. Yaptığınız iyiliği hemen yıkacaklarsa bile yapın. Yaptığınız iyiliği küçümseyeceklerse bile yapın. Yaptığınız iyiliğin karşısında dev kozmolojik olaylar varsa bile yapın. Yaptığınız iyiliği bitirebileceğiniz şüpheliyse bile yapın. Bütün dünya karşınızda olsa bile yapın. İnandığınız şeyi yapın.”

Elbette başka hadislerde ağaç dikmenin, korumanı önemi defaatle vurgulanmıştır. Fakat bu hadise “kıyamet kopuyorken kimin aklına ağaç gelir? Ve sonuçlanmayacağını bile bile neden ağaç dikmekle uğraşayım?” sorularını sorduğumuzda meselenin çok da evrensel olduğunu, “ağaç dikme”nin, inandığımız şeyi yapmayı temsil eden bir metafor olduğunu anlarız. Böylece Kur’an’ın tümüyle uyumlu olan bu dünya görüşünü “ağaç dikmek” gibi bir dar bir alana hapsetmemiş oluruz. Elbette ağaç dikelim, ama bu hadisi de dar bir manaya hapsedip sığ ufkumuzla kısıtlamayalım.

Öyleyse kıyamet yarın kopacaksa bile, ben yine namazımı kılmalı, akşam iftar edeceğim süpheliyse bile orucumu tutmalı isem, her şey çok kötü gidiyorken bile “ümitsiz” olmak bana yasaklanıyorsa, üstelik her nefes ölüm nefesi, her gün ölüm günü ise, kıyametin kopuş zamanı, tüm gelecek yargıları gibi, önemini yitirmiyor mu? Müslümanca endişeleierm neler olmalı? Örneğin kıyametin ne zaman kopacağını öğrenmek benim imanlı ölmemi sağlayacak mı?

Kıyamet Korkusu Yersiz mi?

Kıyametin vaktinin bildirilmemesi, mü’minlerin korkmasının yersiz olduğuna işaret eder mi? Hemen yukarıda zikrettiğimiz Zümer/68 Kıyameti iki aşamalı olarak anlatır. İlk aşama tüm insanlığın seyirci kalacağı, kaçamayacağı bir sonu anlatır. Bu aşama için Rasulullah (sav): “Kıyamet günü önce müminlerin ruhları alınarak âhirete göçmeleri sağlanacak, böylece kıyamet, insanların kötüleri ve kâfirler üzerine kopacaktır.” Buyurmuştur. Yani kalbinde hakiki bir iman taşıyan hiçbir mü’min bu korkunç sona şahitlik etmeyecektir. Öyleyse, kıyametin kopuşunu tasvir eden ayetler, müşrikler için imana davet gayesi güdüyorsa; buna şahit olmayacak mü’minler için ne anlam ifade eder? Bizzat yıkılışına şahit kılınmayacak olsak da, kıyamet demek mü’minler için, içinde yaşayıp, hiç bitmeyecekmişçesine kapıldığımız, akıl almaz güç kavgalarına giriştiğimiz bu düzenin sonlu oluşunu ifade eder ve dünya ile ilişkimizi sınırlandırır. Bunun dışında Zümer/68 ayette geçen sura ikinci üfürülüş, tüm mü’minleri ise yakından ilgilendirir.

 

İKİNCİ PERDE: DİRİLİŞ ve HESAP

Sura bu ikinci üfürülüşün ardından, kabirlerden diriliş ile başlayan hesap verme, kıyametin kopuşuna şahitlik etsin etmesin; mü’min, kafir; genç olsun, yaşlı olsun; herkesi kapsaması yönüyle umumidir. Ayetlerde hesap verme; ömrümüz boyunca tüm yapıp ettiklerimizin istisnasız olarak yazıldığı amel defterimizin bizlere verilişini anlatır:

"Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!" (İsra/14)

İlaveten, bu kitabın, amellerimizin cihetine bağlı olarak; iyilikler çoğunluktaysa sağ tarafımızdan, kötülükler çoğunluktaysa sol tarafımızdan verildiği anlatılır:

"Kime kitabı sağından verilirse,Hesabı çok kolay bir şekilde görülecek,Sevinçli olarak ailesine dönecektir.Fakat kime kitabı arkasından verilirse"Helâk!" diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir. Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi.Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı."(İnşikak/7-14)

Ve kitabı soldan verilenlerin, acılar içinde fakat fayda vermeyen son pişmanlıkları anlatılır;

"Eyvah! Keşke bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!"(Hakka/25-26)

Belki aklımıza gelmeyecek, çok küçük detayların dahi oraya ilmek ilmek işlendiği anlatılır: "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!" derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez."(Kehf/49)

Gördüğümüz üzere sura ikinci üfürülüşü anlatan kıyamet tasvirleri, ilk üfürülüşteki gibi, bizlere mutlak bir sondan, pasif olduğumuz bir süreçten değil, ektiklerimizi biçtiğimiz bir hasat sürecinden bahseder. Tam da şu anda içinde olduğumuz, eylemlerimize bizzat tesir edebildiğimiz şu geçici sürenin kıymetini vurgular. İkinci perde anlatımları, bizi “an”daki aktifliğe çeker: “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın."(Kaf/18)

Üstelik, iyilik ve kötülüklerin ölçü birimi, zerre olarak anlatılmıştır ki, “zerre” Arapça’da yalnızca ışık vurduğunda görülebilen toz parçacıkları” anlamındadır: “Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.”(Zilzal/7-8)

Hesabın, dünyada yaşadığımız standartlara göre bireysel olarak değişeceği, helal de olsa israf etmenin bireyi zor duruma düşeceği vurgulanır: “Sonra o gün geldiğinde helallerden de hesaba çekileceksiniz.”(Tekasür/8)

Mü’minler için kıyametin dehşet verici yönü “hesap verme günü” olması yönüyledir. Peki, hesap verme bizim için neyi ifade ediyor? Ne ile başlıyor? Elbette ölümle.

 

Ölümden Korkmalı mıyız?

Ölüm korkusu denince, aklımıza erken ölmek, ya da hikayemizin yarım kalması gibi şeyler gelir. Her anne için önce çocukları gelir. Oysaki, her yaşın kendine özel heyecanları olması nedeniyle her ölüm erkendir. Çünkü kimse işini bitirip ölmez.

Diğer yandan mü’minler olarak ölümün “ecel” ile vuku bulur. “Ecel” ise bizler için fert fert tayin edilmiş, tıpkı “kıyametin saati” gibi vakti bize bildirilmemiş en büyük gerçekliğimizdir: “Her birinize ölüm gelip de; «Rabbim beni kısa bir süre için tehir etsen de sadaka versem ve sâlihlerden olsam!» demesinden önce size verdiğimiz rızıklardan (Allah için) harcayın! Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”(Münafikun/10-11)

Bu yüzden “insanı ölümden eceli korur.” Denilmiştir.

Ölümümüzün vakti en başından beri bellidir, onu öne almak, ertelemek mümkün değildir; üstelik şu bilinmezlik içinde ölümün hemen yarın gelmesi ile yıllar sonra gelmesi arasında bir fark yoktur. Onun yerine, geçmişe dönme yerine “tevbe etme” imkanımız, gelecek adına endişelenmek yerine “dua etme” imkanımız vardır. “An”ı ise yaşama, ölüm sonrası için yatırım yapma imkanımız vardır:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(Haşr/18)

Ölümümüzü güzelleştirme imkanımız vardır:

“Ey iman edenler! Allah’tan ona yaraşır bir biçimde korkun, yalnızca Müslümanlar olarak can verin.”(Al-i İmran/102)

Üstelik “ismet” yani “günahsızlık” vasıfları olan peygamberlerin

ölümü “mü’min” halde karşılamaya verdikleri ehemmiyet bizler için manidardır: “Rabbim beni mü’min olarak öldür ve salihlerle birlikte ilhak et.”(Yusuf/101)

Ölümü güzelleştirmek nasıl mümkün olabilir?

"Rasûlullâh (sav) Efendimiz’e bir adam geldi ve: “–Yâ Rasûlallâh! Kıyâmet ne zamandır?” dedi. Efendimiz (sav):

“–Kıyamet için ne hazırladın?” diye sorunca o da:

“–Allâh ve Rasûlü’nün muhabbetini…” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz:

“–Öyleyse sen sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdular.” (Müslim, Birr, 163)

 

Musibetler Ceza mıdır, Rahmet midir?

Cenab-ı Hakk, Kur’an’da mü’minleri, kimlerin iyi işler yapacağını göstermek için, dünyada yapıp ettiklerinden dolayı kendini hatırlatmak için, ibret olsun diye sınadığını bildirmektedir. Ayrıca bazı hadislerde, mü’minlerin ahiretteki ulvi mertebelerine layık hale getirmek üzere sınandığı bildirilmektedir: “Bir Müslümana herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buhari, Marda, 1)

Toplumsal manada musibetlerin inişi ise “helak” şeklinde vuku bulmuştur. Yeryüzünde “adalet”i sağlamakla mükellef kılınan insanoğlu topyekun “zulüm” ile abad olmaya çalıştığında, yeryüzünü “zulüm” ile inlettiğinde Cenab-ı Hakk müdahale etmiş ve o toplumları helak etmiştir. Aslında manevi duyu olan kalpleri topyekun öldüğünde, bedeni kalpleri de C.Hakk tarafından ilahi müdahale ile topyekun durdurmuştur. Bu helakler bize anlatılırken Yaradan “ceza” kelimesini kullansa da, pek çok kavmin helakı için “sizden sonrakilere işaret kıldık.” İfadesi yer almıştır. Yani, o helaklerden bazı arkeolojik kalıntılar bırakılarak; helakler bir intikamdan çok daha ötesine taşınmışlardır. Sonraki nesillerin ibret alıp kendilerini inşa etmeleri beklenmiştir.

Biz beşerlerin mahdut aklı ve yorumlarıyla, vahiy devri kapanmışken, yaşadığımız musibetler her ne olursa olsun; “ceza” dememiz ilahi yargıda bulunmak olur ki, bu da bunca bilinmezlik içinde “beşer” olmanın sınırlarını aşmaktır. Ayette: “Şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onlara belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki) Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir.” (Fatır/45) Buyrulmaktadır.

Yani, kullarını her hatalarında direk cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde bir canlı bile kalmazdı.

“Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.” (En'am/42-43)

Cenab-ı Hakk’ın ilahi iradesi cezalandırmak yönünde değil, kulluğa davet etmek için çeşitli ikazlar, işaret fişekleri göndermek yönündedir. Bunu şöylece örnekleyebiliriz; bir sistem düşününki, suçluları cezalandırmayı değil, suçluların suça yönelişini azaltmayı kendisine hedef belirliyor. Yeni hapishaneler yapıp, her suçluya cezasını vermeyi değil; hapishane ihtiyacını bitirmeyi, hapishaneye girmesi gereken insan sayısını sıfırlamayı hedefliyor.

Hadis-i şerifte: “Müminin hali ne hoştur! Her hali kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)

Mü’minin başına gelen sıkıntıların bu sebeplerden hangisi ile olduğunu bilemez. Fakat hangi sebeple gelirse gelsin; ondan beklenen, bu işaret fişeklerini okumaya çalışarak Yaradan ile bağını; güçlendirmesidir.

 

Komplo Teorileri Karşısında Mü’min

Komplo teorileri, bir varsayım olmaktan, ortaya atılan teorilerin “tek gerçek” olduğunun savunulması ile ayrılırlar. Yanına başka hiçbir ihtimal yakıştırmazlar. Komplo teorilerinin her teori gibi doğru olma ihtimalleri vardır. Burada bir mü’minin dikkat etmesi gereken iki husus vardır: Bu bilgi, söz gelimi Koronavirüs özelinde, virüsün doğal mutant değil de, labaratuvar ortamında mutantlaştığını iddia ediyorsa, başımıza gelen her musibetin C.Hakk’ın izniyle olduğunu bize unutturmamalıdır: Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. "Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir." (Teğabün/11)

Dev güçlerin, dev ülkelerin, şer odaklı insanların, bir ırkın bize zarar verebileceği düşüncesi, C. Hakk’ın o zararın bize ulaşmasına izin verdiğini unutturmamalıdır.

Bir diğeri de, bu teoriler bize, evrendeki dev güçlerin ortasında savrulan aciz bir varlık gibi pasif olduğumuza da inandırmamalıdır. Komplo teorilerinin gerçek olma ihtimalleri de vardır. Fakat tüm bunlardan bağımsız olarak unutmayalım ki, “O’nun ilmi olmaksızın bir yaprak bile düşmez.”(En'am/59) Fail’i Mutlak olan Cenab-ı Hakk’ın tüm sebepler zincirini yöneten Esbabu’l Müsebbib olduğunu unutmak inancımıza zarar verir. Ve bu yaklaşım hatalarına düşmek, asıl üstünde düşünmemiz gereken “C.Hakk bu musibetlerle bizler ene mesaj veriyor?” sorusunu düşünmemizi engeller.

Öyleyse; dikkatimizi, enerjimizi, algımızı, değiştiremeyeceğimiz şeylere değil, sorumlu tutulmadıklarımıza, faydasız meşgalelere değil; en kıymetlimiz ve sınırlı vaktimizi mesul tutulduğumuz, gücümüz dahilinde olan bizi “Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi” olmaya yaklaştıracak eylemlere yöneltebiliriz.

C.Hakk’ın gönderdiği bu musibeti en güzel bir şekilde nasıl karşılayabilirim? Sorusunu aynaya bakarak kendimize sorabiliriz.

Pek çok halk olarak yalıtım nedeniyle binevi inzivaya çekildik. Bu uzlet günlerinde “İnsanlık için ne yapabilirim?” diye sorabiliriz. Kendi hayat ritmimize uygun düşecek cevapları arayabiliriz.

Böylelikle, zihnimiz ve kalbimiz, hiç olmadığı kadar üstümüze püskürtülen, bizi kaygıya ve anksiyeteye iten gereksiz malumat akışından ve en kötüsü de ümitsizliğe düşmekten korunmuş olur. Dışarıya çıkarken taktığımız maskelerden, iç dünyamızı korumak için de birer tane edinmemiz gerektiğini unutmayalım. Müslümanca endişelenelim, musibetleri müslümanca okuyalım.

Hastalara acil şifa, ölülerimize rahmet, kalanlarımıza afiyet dilerim.

















































  • Paylaş:

BUNLARI DA İNCELEMEK İSTEYEBİLİRSİN

7 yorum

  1. Selamunaleykum Hocam emeğinize bilginize sağlık öncelikle 💐 telefondan girdigim icin mi bilmiyorum ama cümlelerinizin sonları kesik çıkıyor tamamını okuyamiyorum 😔

    YanıtlayınSil
  2. Rabbim razı olsun hocam.bende cümlelerin sonunu göremiyorum teknik bi düzeltme yapılırsa tekrar okumak isterim inşallah

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gözden kaçan bir teknik hata olmuş, düzeltildi. Selamlar

      Sil
  3. son derece gerçekçi,ümitvar ve delillerle hazırlanmış şahane bi yazı olmuş.Allah razı olsun

    YanıtlayınSil
  4. Çok güzel anlatım emeğinize sağlık

    YanıtlayınSil