Ankara Barosu İftiralarına Bir Din Görevlisi Olarak Tüm Meslektaşlarım Adına Yanıt!

Nisan 30, 2020

Bu yazı, Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Ali Erbaş hocamız şahsında, tüm din hizmeti veren görevlilerimize, oradan da kendini dindar tanımlayan tüm halkımıza zaman zaman atılan çirkin bir  iftiraya son söz olması üzerine kaleme alınmıştır.

Cumhuriyet tarihinin en hukuk dışı, en insanlık dışı, en faşist metni olmaya aday yazıda geçen iftira ifadesi şöyledir: “...görevde olduğu süre boyunca çocuk tecavüzcülerine gözlerini kapatıp kadın düşmanlığının manevi zeminini dini söylemlerle meşrulaştırma çabası karşılığında maaş alan….”

Sayın Baro yetkilileri;

Ülkenin en üst dini merciini, kutsal kitabı anlatıyor, görevini yapıyor diye linç ederken; tecavüzler hakkında dini merciiden açıklama bekliyorsunuz. Oysa, ne çelişkidir ki aynı dinimizin, insanı insan yapan “aklı” giderdiği için alkollü içeceklerin haram kılındığını duymaya tahammül edemiyorsunuz. Halbuki alkolün alımı, yapımı, satımı ile emredilen kısıtlamalar hali hazırda ülkemizde uygulanmıyor.

Üstelik kadına şiddetin, trafik kazalarının büyük bir oranı “alkol” nedeni ile vuku bulmaktayken, uygulaması yürürlükte dahi olmayan kuru bir  söylemden rahatsızlık duyuyorsunuz. En iyi ihtimalle görmezden geliyorsunuz. Bir meslek kuruluşu olarak, hiç olmazsa can kayıplarını ve yaralanmaları azaltmak gibi pragmatik amaçlar adına, yasa teklifi sunduğunuzu, çok savunduğunuz “kadınlar” adına, ait olduğunuz hukuk dünyasına bir güzellik kattığınızı gördük mü? Hayır. Alkolü medenilik zannederek böylesine savunan dünya üzerinde başka bir zihniyet sanıyorum ki, yoktur.

Bir diğeri, eşcinsellik saldırınız. İslam eşcinsel eylemi haram kılar, evet. Kur’an’daki kıssada şiddete başvuran Lut (as) değil bilakis eşcinsellerdi. Hiç bir kutsalı olmayan bir topluluğun güçlendiklerinde neler yapabildiklerini, heteroseksüelleri şehirden nasıl kovduklarını  anlatır aşkın bilgi kaynağı. Buna rağmen İslam’da bireylerin canları dokunulmazdır. Öyle ki, “bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” buyurur ayet(Maide/32) Hayal dünyanızda kurduğunuz gibi İslam, eşcinselleri linç etmez, bilakis can güvenliğini üstlenir.

İnsana şaşmaz doğruyu vahiy öğretir. İnsanın diğer ucu, eksi sonsuza gidebilen bir yol. Küçücük çocukları gece kulüplerinde, “drag queen” kostümleri ile fuhşiyatın tam ortasında harcayan bu zalim lobiye karşı, o küçücük masum çocukları korumak için tek bir hamle yaptı mı baronuz? Bu küf kokusunu durdurmayı bir insan hakları görevi bildiniz mi? Böylece biz de çocuk tecavüzlerine karşı bahsettiğiniz hassasiyeti görmüş olurduk.

İslam’ın eçcinsellik ve alkol gibi iki temel konudaki emirlerini en iyi ihtimalle görmezden gelen bir zihniyet; ne garabettirki, din makamından “tecavüz” hakkında tepki bekliyor.
Nasıl bir tepki arzu ederdiniz acaba?

Tecavüzcüsü ile aşk yaşatmanın,  ensesti masum göstermenin senaryosunu yazan senaristlerin, bunları oynayan oyuncuların, kadının tek görevi karşı cinse kur yapmakmış gibi kadını cinsel meta olarak pazarlayan yapımcıların instagram hikayelerindeki  #kınıyoruz #lanetliyoruz eşliğinde siyah ekren verdikleri türden bir tepki mi?

Yoksa şiddetten ölen kadınların sayısının tutulduğu, körpecik, tazecik hayatların, yarım kalmış gülüşlerin basitçe, kupkuru bir sayıya indirgendiği web siteleri türünden rakamsal bir tepki mi?
Peki siz; reklamlarda, ergenlerin oynadığı oyunların animelerinde, bilboardlarda, defilelerde, bannerlarda, istisnasız her yerde  kadının sadece bir pazarlama metaı olarak sunulmasına karşın, kadını kimliğini, kişiliğini, erdemini iade edecek, ne türden bir hikmet inşa ettiniz?

Ülkemizde din kurumu bir rejim politikası sunmaz. Bir kanun koymaz, bunun için baskı kurmaz, yasama, yürütme ve yargının hiç bir aşamasında bulunmaz. Sadece Kur’an’ın hakikatlerini müslüman topluma anlatır, manevi rehberlik hizmeti verir.

“Tecavüz”ler hakkında İslam hukuku suçluya en az üç ceza: yaralanmalar için diyet, kadın için mehr-i misil ölçüsünde ayrı bir maddi tazminat, kısas gereği cerrahi hadım öngörür. Vakada eğer hırsızlık da varsa el kesme; bu hırsızlık eşkiyalık şeklinde yaralayıcı alet ile yapılmışsa(hirabe) ilaveten çapraz ayağın kesilmesi cezasını öngörür. Öldürme varsa, bu kısaslardan sonra ilaveten idam öngörür. Şimdi, bizler görevimiz olan din söylemini tecavüzler için söylediğimizde, “vahşi” mi bulacaksınız, rejim üzerinde tehlike görüp yüklenecek misiniz, alkol meselesinde olduğu gibi müstehzi tavırlarla alay mı edeceksiniz? Zira geçmişteki yaptıklarınız bunlar.

O halde bu sefer biz soralım, aşkın bilgi kaynağı ve mutlak doğru olan vahiy, önümüzde çözümü haykırırken, bu canavarların hapishanelerde bizim vergilerimizle beslenmelerinden, gün gelip eften püften aflarla salıverilmelerinden duyduğumuz acıyı bir ucundan hafifletmek için, siz bir meslek kuruluşu olarak ne gibi bir aksiyon aldınız?

Bizler Cuma hutbelerinde, tacizin başladığı nokta olan “bakış”lara sahip olmayı anlatıyoruz (Nur/30-31); başkanımız da basın açıklamaları ile her gün bir yenisi eklenen skandalları kınıyor. Şimdi özür dileyecek misiniz? Güzel Tablonuzdaki tek karanlık unsur anlattığınız gibi bu idiyse, şimdi her şey tastamam oldu mu? “İyi ki din hizmeti var da kınıyorlar” diyecek misiniz?

Halkın, tecavüzcüler için; “hapishanede öldürürler onu” demek suretiyle, bir suçluyu başka bir suçlunun vicdanına havale ederek içini soğuttuğu bu çürük düzen hiç canınızı yaktı mı? Yaktıysa #siddetehayır siyah ekranı dışında bir meslek kuruluşu olarak ne yaptınız?

Kabul edin ki sizler, ne taşradaki, ne şehirdeki, ne evindeki, ne çalışan, ne evli, ne dul kadınlar, ne yetim çocuklar için, kişilikleri ve ekonomik özgürlükleri ile var olabildikleri hikmetli bir dünya var etmek için "hiç" bir şey yapmadınız.

Üstüne “....maaş almaktadır..” ifadesi ile din hizmeti veren sınıfı hep norm fazlası gördünüzü veyan ettiniz. İslam ölülere değil, dirilere inmiştir. Bizler de zannettiğiniz gibi ölülere değil, dirilere manevi rehberlik ve din eğitimi veriyoruz. O maaşlarını dile getirmekten hiç haya etmediğiniz din görevlileri, Japonya gibi gelişmiş ülkelerde dahi önü bir türlü kesilemeyen toplu intihar girişimlerinin olduğu bir dünyada, pek çok ölü kalpleri diriltmektedir. O küçümsediğiniz hizmete gelişmiş/gelişmemiş her toplum gibi; bir gün, bir hastane odasında, bir sevdiğiniz, hayatın anlamını göz yaşları içinde sorgularken şiddetle ihtiyaç duyabilirsiniz.

Yani zannettiğiniz gibi değerler zamana göre değişmez. Değerler onu benimseyenlerin sayısına göre de değişmez. Yaşantısı, algısı, ahlakı, düşünceleri, zaman değirmeninde hızla evrilebilen insanoğlunun tek ayağını sabitleyen bir pergel gibidir vahiy. Dünya değişse de hakikat evrenseldir ve tektir. Biz din görevlileri olarak evrensel hakikati; pergelin sabit ayağını temsil ediyoruz. Hususen iç dünyamıza dönmek istediğimiz Ramazan ayında, bu nevi despotizm metinlerine hedef olmaktan büyük rahatsızlık duymaktayız. Bizzat eğitimini gördüğünüz “dini inanca saygı” maddesine muhalefet etmektesiniz. Bir an evvel, eğitiminize mutabık davranabilir misiniz?

Özlemini duyduğumuz erdemli dünyaya bir katkı sunmayı tercih etmeyebilirsiniz, ona da saygı duyarız. Buna mukabil, sizin üç gün sonra feshedilebilecek sözleşme maddeleri üzerinden evrensel hakikatin yanılmaz kaynağı olan vahye, kutsalımıza, görevimizin kutsallığına saldırmanız saygımızı değil, hakettiğini görecektir. O yüzden, lütfen bugünden itibaren tıpkı bizlerin yaptığı gibi, bilmediğiniz karşısında susma erdemi göstermek suretiyle; görevinizin başına dönebilir misiniz?

Merve Şahinkaya/ @Mervenia

  • Paylaş:

BUNLARI DA İNCELEMEK İSTEYEBİLİRSİN

1 yorum

  1. Çok güzel bir yazıydı dimaınıza sağlık. Bu yazdığınız yazı, bu yazınızı bir manifesto olarak tüm sosyal medya platformlarında paylaşmak gerekir. Rabbim sizin gibi kuvvetli yazarların sayısını arttırsın, sesinizi duyursun. 🤲

    YanıtlayınSil